Kültür

MANYAS’TA YAŞAM

Manyas ve çevresinin belli başlı yemekleri:
Tarhana, fasulye, nohut, kuskus, erişte ve ramazan ayı içinde yapılan yufkalardır. Düğünlerde genellikle tatlı olarak irmik helvası, pirinç çorbası, pirinç pilavı ve yahni yaparlar. Ayrıca Çerkezlerin ve Lazların kendine has yemek çeşitleri vardır. Lazların hamsi ve karalahanaları çok meşhurdur. Çerezlerin ise cipsi ve pastaları, Çerkez tavuğu, kaçamak, Çerkez peyniri, haluj (bir çeşit hamur) akıtma, macır tarhanası, Türkmenlerdeki bazlama diğer yemekler arasındadır.
Giyim:
Manyas halkının giyimi genellikle büyük kentlerimizdeki yaşayanların giyim ve kuşamına çok benzemektedir. Yeni çıkan bir moda Manyas gençleri arasında hemen yayılır ve tutulur. Bu arada bazı köylerde yaşayan kadın ve erkekler kendi geleneklerine bağlı olarak ferace bol paçalı şalvar denilen elbiseler giyerler. Başlarında uzun, omuzlarını örten magrama ile buna tutturulmuş bütün anlı kaplayan küçük altınlar takarlar. Çerkez köylerinde kadınlar eteklerinin üzerine başı ve sırtı örten atkılar örterler. Erkekler ise diz kapaklarına kadar dar ve baldırları geniş pantolon giyerler. (Bunlar daha ziyade yaşlıların giyimidir).

Eğlenceler:
Düğün ve sünnet eğlenceleri ile bilhassa kış gecelerinde kızlı Erkekli toplantılar yapılır. Çeşitli oyunlar oynanır. Bu oyunların başında yüzük saklama, nah-sana, nesi var, ismin kimde, kapak çele taş tavuk vs. gibi oyunlardır. Hele ki kızla oğlan arasında ilişki varsa oyunlar daha tatlı ve güldürücü olur(!).

Bengi Oyunu
Balıkesir’in bazı köylerinde vardır. Meselâ, Manyas ilçesinin Bölceağaç köyünde Bengi veya Cember (çenber) adı verilir. 5-20 erkek tarafından hususiyle (özellikle) gelin arabadan inmezden önce oynanır. Çanakkale’den Gelibolu ilçesinin Yeni köyünde 10-20 erkeğin topluca ve davul zurna refakatiyle yürüttükleri iki oyundan biri Bengi, diğeri Zeybek’tir.

Bergama bölgesinde Bengi oyununa Alay Havası da derler. Buna bakılınca Bengi’nin Halaylardan bir batı enmuzeci (tipi, örneği) sayılması yanlış olmayacaktır.

Bengi, en az on kişiyle oynanır, 50,100,1000 kişi oyun birliğinde yer alabilir. Oyunun ayrı bir havası da vardır. Bergama dolayının başlıca oyunudur.

Bengi’nin kendine mahsus bir çıkış havası vardır. Asıl havadan ayrı olup gezinti mahiyetindedir.
Davul zurna sayısı ahenk yerinin genişliğine ve oyuncuların çokluğuna göre değişir. Çalgı oyunculara yakın bir yerde vurulduğu gibi, bazı yerlerde de davulcular oyun halkasının içinde ve zurnacılar halka dışında çalarlar. Böylelikle oyuna başka bir insicam (uygunluk, tutarlılık) sağlanmış olur.

Bengi, bir Efebaşı’nın idaresinde hareket eder. Her figür onun komutasıyla yürütülür. Düzen ve birlik böyle temin olunur. Bengi’de 5 figür vardır. Figür aralarındaki hareketler ise oyunun manasını besler.
Efebaşı’nın oyuna kalkmasıyla Bengi başlar. Bu sırada çalgılar çıkış havasını vurur. Efenin arkasından kızanlar, birer ikişer metre arayla ayrı ayrı oyuna yönelirler. Efe, ağır ağır yürür. Onlarda peşini takiple halka kurar ve gezinirler. Oyuna katılacaklar tamamlanınca efe “Dohh….!” diye haykırır ve halka durur. Dik ve sert nazarlarla bakışarak halkadakileri gözden geçirirler. Karşılıklı emniyet hasıl olursa yüzlerde hafif bir yumuşama belirir. O sırada asıl Bengi havası çalmaya başlar. Efenin haykırışıyla ağır ağır yürünür. “Havayı alma” sırası, yani figürlere girme anı gelince, ilk figür yine efenin haykırmasıyla başlar. Efebaşı önde olmak üzere halkalanıp dururlar. Sol ayakları önde, sağ ayakları arkadadır ve figür girer.

I.Yürüyüş:Sol ayak bir karış kadar yerinden kalkar ve yerine basar (bir), sağ ayak yine öyle kalkar ve basar (iki), sol ayak kez’ kalkar ve basar (üç). Bu üç hareket hep birlikte yapılır. Buna “üçler”denilir.

Üçlerden sonra oyuna devam edilerek “beşler” yapılır. Yürüyüşte sağ ayak ileri bir adım (bir), sol ayak ileri bir adım (iki), sağ ayak ileri bir adım (üç), sol ayak ileri bir adım (dört), sağ ayak ileri bir adım (beş) olur. (Bu iki figür kollar aşağıda hafif hafif sallanarak yapılır ve iki defa daha üçler ve beşler halinde tekrarlanabilirler.

II. Kollu Yürüyüş:Aynen birinci figür gibidir. Yalnız üçten sonra kollar ağır ağır kaldırılıp beş yapılır ve oynanmış olur. (Bu da istenilirse bir iki defa tekrarlanabilir).

III. Çelme ve Sola Dönme:Halkada bu sefer yüzler içtedir; karşı karşıyadır. Önce kollar aşağıda, üç yapılır. Sonra ağır ağır kollar kalkarken sağ ayaklar sol diz üstüne çelme vurulur (bir), sağ ayak geriye sallanır (iki), sağ ayak bir adım ileri basar (üç), sol ayağı sağın kıyısına vurur (dört) ve bir karış açıklıkla sola basar (beş). Kollar iner. Arkaya üç yapılır. Yani, sol ayak geriye bir adım (bir), sağ ayak geriye bir adım (iki), sol ayak ileri bir adım (üç), kollar kalkar. Sağ ayak sol ayağın diz tarafına çelme vurur (bir), önden geriye sallanır (iki), sağ ayak ilerden bir adım yere basar (üç), sol ayak sağ ayağın kıyısına vurur (dört) ve yarım sola dönülüp yere basar (beş). Bu dönüş sağ ayağın üstünde sol ayak sola atılmak suretiyle yarım sola dönmekle olur. Bundan sonra oyun sola dönmüş olur.

IV. Sola Yürüyüş:Dönüşten sonra, sağ ayak bir adım ileri (bir), sol ayak bir adım ileri (iki), sağ ayak bir adım ileri (üç), sol ayak bir adım ileri (dört) ve sağ ayak bir adım ileri (beş). Kollar ağır ağır iner, üç yapılır.

Kollar kaldırılır. Sağ ayak solun diz kapağına kadar kaldırıldıktan sonra açılır (bir), sol ayak üstünde sağ ayağın hızıyla yarım sağa dönülür (iki), sağ ayak bir adım ileri yere basar (üç), sol ayak sağın kıyısına vurur (dört), ve yarım adım sol açıkta yere basar (beş). Bu vaziyet, oyunu tekrar eski vaziyetine, yani sağdan yürüyüşe getirir. Üçler yapılır, ikinci figürdeki yürüyüş, yani üçler ve beşler yapılır.

V. Çelme ve Sağa Dönme:Halkalanışta karşı karşıya gelinir, yine üç yapılır. Kollar ağır ağır yükselirken sağ ayak yukarı kalkar (bir), bir adım ileri basar (iki) sağ diz dik, sol diz üstünde yere çöker (üç), ayağa kalkıp sol ayak üstünde durulur (dört), sağ ayak geriden yere basar (beş).

Kollar aşağıda olarak üç yapılır. Kollar kalkar. Sağ ayak diz üstüne çelme (bir), sağ ayak geri sallanır (iki), sağ ayak bir adım ileri basar (üç), sol ayağın kıyısına vurur (dört), sol ayak havada sallanıp ayak üzerinde soldan geri döner ve sol ayak yere basar (beş). Sonra, sol ayak ileri kalkık (bir), bir adım ileri basar (iki), sağ diz dik, sol diz üstüne çöker (üç), ayağa kalkar ve sol ayak üzerinde durulur (dört), sağ ayak geriye basar (beş), rahat vaziyette sağ kol yukarıda ve sol kol düşük selamlaşarak oyun biter.

Bengi Oyununda Manalı Hareketler:Bengi oyunu büyük bir topluluk esasına göre düzenlidir. Bergama bölgesinde her toplantı, her düğün Bengi ile başlar, Bengi ile biter. Oyun ağırdır. Efenin bütün çalımı, bütün manası üzerindedir. Birliğin ‘hengini yaşatması şahsına değer iz’fe ettirir (katar, ekler). Figürlerin arasına giren hareketlerin manasına gelince; oyuna hususi bir hal kazandıran bu hareketler evvelce sık sık yapıldığı halde artık unutulmuş gibidir.

Bengi’nin ilk figürü bitince halka halinde durulur. Efe “doh” diye haykırır. Oyuncular oldukları yerde bir defa sıçrayıp ayakta dururlar (Bu, üç yerindedir). Efe haykırır, sağ kollar kaldırılır (bir), havada üç defa parmaklar şaklatılır (dört), efe yine seslenir, kollar indirilir (beş).

Üç beş adım yürünür, efenin sesi tekrar duyulur (bir), sol kollar kalkar, yine üç defa parmaklar havada şaklatılır (dört), indirilir (beş).

Oyunun ikinci figürü oynanır. Halka halinde durulur. Efe “Hayaaa!” diye haykırır, oyuncular oldukları yerde bir defa sıçrarlar ve ayakta dururlar.

Efe seslenir, sağ el ile sol omuza hafifçe vurulur. Komuta ile kollar iner, sonra tekrar haykırınca soldan yana yarım dönülür ve sol el ile sağ omuza yine üç defa usulca vurulur, efenin haykırmasıyla indirilir.

Oyunun üçüncü figürü oynanır. Halka halinde durulur, efe seslenir, olunduğu yerde bir defa sıçranıp durulur.

Efe “Haydaa!” diye haykırmakla, kollar karşıya uzatılır. Biri çağırılıyormuş gibi parmakla üç defa işaret yapar. Efenin sesiyle kollar iner, üç sayı kadar durulur. Yine komuta üzerine sağ el sol omuza hafifçe üç defa vurur ve haykırınca indirilir.

Oyunun dördüncü figürü yapılmıştır. Halka halinde durulur. Efe seslenir, olunduğu yerde bir defa sıçrarlar. Efe “dohh” diye haykırır, sağ elle bıyık bükülür. Efenin sesiyle el iner. Sonra yine haykırır, yarım cepheyle dönülür. Tekrar haykırır, sol elle bıyık bükülür. Haykırır, el iner ve üç sayı kadar durulur. Yine efenin sesi yükselir. Sağ elle sol omuza üç defa usulca vurulur, efenin sesiyle kollar iner.

Oyunun beşinci figürü yapılmıştır. Oyun ağır temposu içinde biter. Oyuncular vakur, düşünceli fakat ümitlidir. Oyun başlarken sert bakışan gözler, orada düşman bulunmadığını görmüşler ve göz göze selamlaşmışlardır. Delikanlılar Leyl”sına yalvarmışlar, bir omzu yorulursa öbür omzu göstermişler, kol uzatarak onu sessizce çağırmışlardır. Sonra da erkeklik gururu onlara bıyık büktürmüştür. O sırada Leyl”ya kavuşmak umudu belirdiğinden sevinç içinde oyuna son vermişlerdir.

Bengi’nin manalı hareketleri, Bengi havasına uygun üç beş ölçüsüne göre ancak bu kadarlık bir uyarlıkla bulunabilmiştir. Ne yazık ki, bütün bu ara hareketleri çoktan terkedilmiş bulunuyorlar.

Bu Bengi’de oyuncular aksak bir tartım takibiyle daire çizerek yürürler. Sükûnetiyle azamet telkin eden bu yürüyüş, oyunu seyredenler üzerine heyecan yaratır, çünkü yürüyüşün sonunda ne olacağı belli değildir. Birden, daire küçülür, kükrer gibi sayhalarla (haykırma, n’ra) oyuncular muhayyel (hayali) bir mahluka (yaratığa) saldırıyormuş gibi dairenin ortasına atılırlar. Bu, aynen bir savaş sahnesinin ön tasviridir. Bu oyun seyirciye Kartal Halayı’nı hatırlatır. O halayda, avını gözetleyerek bekleyen avcı ile onun üzerine saldıran kartal taklit edilir. Bu da iptid’î (ilkel) insanın kartal çeviklik ve gücünü edinmeye uğraşmasıdır. Kuvvetini elde edebilmek için hayvanın kanını içmek ihtirasının başka bir şeklidir.

Balıkesir’de Bengi adında bir Zeybek oyunu vardır. Tek sıra ve karşılıklı oynandığı zamanda değişik figürlerin bazı kısmında, bilhassa (tartımı 9/8’lik aksak olduğuna göre) ölçünün son üç sekizliğinde, sağ ayak ahenkli surette sabit durarak “Bengi!” diye haykırışırlar. Neden haykırıldığına gelince, bunu hiç kimse her hangi bir sebebe affedemiyor (bağlayamıyor). Figürleri, Güvende Zeybeği’nin hareketlerine yakındır. Aradaki fark, Güvende’nin ağır olmasıdır. Bengi’nin heybetli ve gururlu bir çabukluğu vardır.

Düğünler:Çerkez, Gürcü ve Dağıstanlılarda birbirlerine benzemektedirler. Evlenecek kızlar ve erkekler birbirleriyle önce anlaşırlar, sonradan durumu büyüklerine açıklayarak evlenmelerine ilk adımlarını atmış olurlar. Erkek tarafından saygı değer kişiler kız tarafından haber vererek istemeye giderler. İsteme günleri genenellikle pazartesi ve cuma geceleri yapılır. Bu günlerin tercih edilmesinin nedeni de dinimizce bu günlerin kutsal sayılmasından ileri gelmektedir. Her iki taraf karşılıklı anlaştıktan sonra belirli bir günü nişan günü olarak seçerler. Erkek tarafı kızın taraflarına çeşitli hediyeler sunar. Kız tarafından düzülen hediyeler aynı gün erkek tarafına sunulur. Nişan yapıldıktan sonra taraflar bir araya gelerek düğün gününü tespit ederler. Düğün hazırlıkları başlar düğüne davet edilen misafirler gereği gibi düğün sahipleri ve komşuları tarafından ağırlanırlar.

Düğünler genellikle Çarşamba,Perşembe ve Cumartesi-Pazar günleri yapılır. Gelin alınması, çarşamba düğünlerinde perşembe günü, Cumartesi düğünlerinde Pazar gün olur. Gelin alıcı olarak erkek tarafından kadınlı erkekli gidilir. Kız evinde bir müddet eğlenilir. Bu arada gelin hazırlanarak arabaya bindirilir. Hareket etmeden köy gençleri erkek tarafından delikanlı parası alırlar. Böylece gelini uğurlamış olurlar. Düğün gününden bir kaç gün sonra kızın anne ve babası kızı ve damadı Davet ederek kendilerine yemek verirler. Yakınların ellerini öperler. Böylece karşılıklı gelip gitmeler başlamış olur. Yakınların ellerini öptürürler. Böylece karşılıklı gelip gitmeler başlamış olur. Bütün evlenmelerde adet olduğu üzere evlenmeden önce resmi nikah ve hoca nikahı (dini nikah)kıydırırlar.
Yöremizdeki evlenmeler birkaç bölümde tamamlanmaktadır. Bazı bölgeler için bazı değişiklikler göstermektedir. Evlenme olayının bölümleri şunlardır: Kız isteme, söz kesme, nişan, düğün, gelin alma, gelin çıkarmadır.

Köylerde evlenme çoğunlukla görücü denen usul ile başlar. Kız bu safhada görülür, beğenilirse istenmeye karar verilir. Anne, aile reisi olan babaya meseleyi açar ve her iki tarafın yakınlarından birkaç kişi dünür(halk deyimiyle dünürcü) olarak görevlendirilir. Kız isteyecek olan bu dünürlerdir. Dünürler kız evine gittiklerinde ilgi görürlerse (ayakkabıları çevrilip, çay ikram edilir) kızın gönlü olduğu kabul edilip ikinci bir defa daha giderek kızı isterler. Kız evi kızı verecekse, bu ikinci gidişte çok önceden hazır bulundurulan özel ipek mendili dünürlere verirler. Bundan sonra söz kesme hazırlıkları başlar. Söz kesmeye”el öpme” denir. Kız evine oğlan evinden yiyecekler hediye olarak gönderilir. Yiyeceklerle büyük bir davet hazırlanır. Oğlan evi, ev ve dostlarıyla bu davete iştirak eder. Kadınlar ve erkekler ayrı odalara otururlar. Kız kaynanadan başlayarak kendisinden büyük veya küçük bütün erkeklerin ellerini öper. Sonra kadınların odasına geçer ve kaynanadan başlayarak el öper. Bu arada eli öpülen yenge kızın saçını düzeltir gibi sıvazlar. Bundan sonra nişan hazırlığı başlar.
İlçemizde başlık adeti yoktur. Nişan hazırlığı olarak her iki taraf şehir ve kasabalardan giyecek ve ziynet eşyaları alırlar. Genellikle nişanlar Perşembe veya Pazar günleri yapılır. Nişanda maddi güce göre karşılıklı hediyeler verilir. Nişanlı erkek yüzüğün adet olmadığı yer ve zamanlarda beline çevre denilen bir bez sarar ve böylece birkaç gün nişanını köye duyurur.

Oğlan evi düğün yapmaya karar verdiği zaman kız evine haber gönderir. Karşılıklı düğün hazırlıları başlar. Düğünler Perşembe veya Pazar günleri son bulur. Perşembe günü biten düğünler Salı günü, Pazar günü biten düğünler Cuma günü başlar. Düğünün başaldığı gün kız evinde kadınlar arası eğlence yapılır ve buna “ikindi kınası” denir. Erkekler keşkeklik döğer, kına gezdirir, komşu köylerden gelen konukları karşılarlar. Bütün bunlar damadın en yakın arkadaşı “sağdıç” tarafından ve baş sağdıç yönetiminde yapılır. Birde bayraktar vardır ki bu da grupların önünde dolaştıran türk bayrağını taşıyan kişidir. Bu günün akşamına “kına gecesi” denir. Gelinin eline yakılacak kınanın içine bazı yerlerde para konur “uğur parası”sonra gelinin avuçlarına oğlanın annesi tarafından bu kına konur. Bu arada eğlencelerle birlikte geline hediyeler verilir. Olanların hiçbirini damat görmez. Düğünün ikinci gününde davetli evlerden hediyeler toplanır, bunlar hep davul-zurna eşliğinde olur.

Düğün günlerinde kızlar ve erkekler ayrı yerlerde bulunur. Düğünün son gününde sıra gelin alma “gelin alıcı” ya gelmiştir. Günün sabahında damadın arkadaşları toplanıp, çalgılar, bayaraklar, geline götürecek araba, konukların arabaları kız evinin önüne hep birlikte gelirler. Daha sonra gelin evinden alınarak kalabalık bir konvoy eşliğinde yeni evine götürülür. Bundan sonra gelin odasına çıkarılır. Biraz sonra damat arkadaşlarıyla gezmek üzere gelinin yanından alınır, kendisine evlilik hakkında bilgiler verilir. Arkadaşları tarafından eve getirilen damat çeşitli şakalarla birlikte gerdeğe girer. Gelin damattan hediyeler alıncaya kadar bir tek kelime konuşmaz, hatta gülümsemez bile. Birkaç gün sonra da kız evinin ve onun peşinden erkek evinin karşılıklı ziyaretleriyle evlenme son bulur.

GELENEK VE GÖRENEKLER
Türk töresi geleneğince çevrede konuğa karşı büyük hürmet beslenir. En güzel yemekler hazırlanır. En iyi şekilde rahatını temin için samimiyetle gayret gösterirler.
Mahalli geleneklerden bazıları:
Kadınlar Erkeklerin önünden yollarını kesecek şekilde geçmezler farkına varmadan geçenler fark ettikleri zaman özür dileyerek geri çekilirler.
Çerkezler büyüklerinin yanında çocuklarını sevmezler onları isimleri ile değil daha başka isimler vererek çağırırlar.
Yeni gelinler çocukları oluncaya kadar kayın-pederle ve kayın-valideyle yemek yemezler. Gelinler ve genç kızlar büyüklerin yanında müsaade verilmeden oturmazlar. vs. gibi.

Maniler :
Bölgeye ait manilerden birkaç tanesi aşağıda derlenmiştir.
Manyas benim pazarım
Kendim okur yazarım
Ben o yare gitmezsem
Ateş olur yanarım
Manyas’ın Maltepesi
Akşamüstü serinler
O yarin sevdası
Günden güne derinler
Manyas’ın karakolu
İçi jandarma dolu
Benim varacağım oğlan
Annesinin bir oğlu
Şu Manyas’ın içine
Yol olsa ne olur
Muhabbetin kusuru
Yarim seninle olur
Şu manyas ‘ın yolları
Dönüm geliyor bana
O yardan ayrılması
Ölüm geliyor bana

Manici başı mısın
Cevahir taşımısın
Yazıp yollasam bir mektup
Cebinde taşırmısın

Darıcanın çeşmesi
Güzeldir su içmesi
Ölümden zor imiş
Yardan ayrı düşmesi

Feracemi astılar
İçindedir kolları
Yarım saat çeyrek
Darıcanın yollar

Arabam teker teker
Darıca ya kum çeker
Darıcanın kızları
Toparlak çeker

Tiranın penceresi
İçinin çerçevesi
Darıca oğlanları
Bulaşık tenceresi

Su içtim yudum yudum
A benim kara dudum
Danyalar köyde dolsa
Yine darıcada umudum

Mani maniyi açar
Mani bilmeyen kaçar
Söyle bakalım bir mani
Hangimiz üste çıkar

Ey erecep erecep
Suya gitti gelecek
Darıcanın oğlanları
Bir kaktırsam ölecek

Folklor:
Folklor Zenginlikleri halk oyunları bakımından çok zengindirler. İyi bir inceleme yapıldığına da köy düğünlerinde oynanan oyun çeşitleri çevre folklor zenginliğini ortaya koymaktadır.

Kaza ve çevresinde en çok oynanan oyunların başlıcalar: Çiftetelli, karşılama, Konyalı, karaçalı, doktor, şıngır havası, mevlana, keklik, hoca, kelle, şehşamil, çerkez oyunları,(kımık-kazaksa-vig düz oyunları kabartay oyunu) ve benzerleri.

Türküler:
Hatice’min elinde
Dolu kuşak belinde
Hatice’yi sorarsanız
Cihan asker elinde
Haydi Haticem gidelim
Balkan olsun evimiz
Çınar yaprağı olsun Kredimiz
Dağlar dağladı beni
Gören ağladır beni
Son oradan geçerken
Sevda bağladı beni
Mangal maşasız olmaz
Cihan paşasız olmaz
Hiç güvenme Hatice’m
Kızlar kocasız olmaz
Karşıda kara yonca
Gel öpeyim doyunca
Öpeyim faydası yok
Gönülden olmayınca
Bekler sular kararsın
Bu gece geleceğim
Bu ne kadar güzellik
Nerede ise öleceğim
Havada turman gelir
Kanadı burma
Ağzı dolu yem getirir
Şeftali hurma üzme beni üzme beni
Karşımda durma
Sen bana yar olmazsın
Kendini yorma

Facebook Yorumları